Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar

Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar

Efendimiz döneminde mezhepler yoktu, vefatından sonra bunlar ortaya çıktı. Dolayısıyla mezhepler bidattir.' Bu ilmen yanlış bir tesbittir. Bir uygulama, sırf Efendimiz döneminde olmadığı için bid’at sayılmaz. İslâm'ın temel kaynaklarına başvurularak yapılan bir uygulama bid'at değildir. Bunun tipik örneği, Mushaf-ı Şeriftir. Mushaf; Asr-ı Saadette, Hz. Ebubekir. Hz. Ömer ve hatta Hz. Osman devrinde var mıydı? Hz. Ali Efendimiz döneminde Mushaf-ı Şerif çoğaltılarak yayıldı. Şimdi buna bid’at mi diyeceğiz? Elbette ki hayır! İşte mezhepler için de aynı şey geçerlidir. Mezhebi, kişinin yaşadığı zaman, mekân ve şartlarına bakarak yükümlülüklerini belirlemek şeklinde algılarsak Efendimizin uyguladığı bir usuldü bu.

Meselâ bir deve çobanına anlattığı Islâm'ı hatırlayalım: “Günde beş vakit namaz kılacaksın, yılda bir oruç tutacaksın. Malın mülkün yok, zekât vermek sana farz değildir. Zilhiccede hacca gideceksin. Bir de benim Allah'ın Resûlû olduğuma îmân edeceksin." Bunu dinleyen deve çobanı, “Bilin ki, bunların hepsi kabulümdür ve hepsini yerine getireceğim. Ne bir fazlasını ne bir eksiğini yaparım'" mealinde bir şey söyleyip gider Efendimiz yanındaki zevât-ı kirama, “Cennetlik birini görmek istiyorsanız giden adama bakın!” der. Pekiyi deve çobanına söylenen Islâm, herkes için geçerli mi? Hayır. O Islâm söz konusu şahıs içindir, başka şartlara sahip olanlar başka türlü bir İslâm ile mükelleftirler. Dünya hayatımızca hiçbirimiz deve çobanı seviyesinde kalmaya râzı değiliz. Hep daha iyi ve yükseğin peşindeyiz. Pekiyi dinimizi yaşamakta niye deve çobanı seviyesiyle yetinmeye yelteniyoruz? Bu, imânla bağdaşır mı? Bir düşünüverelim, lütfen.

Evet, Asr-ı Saadet'te mezhepler vardı, sadece adlandırılmıyordu; zarfsız mazruf hâlinde uygulanıyorlardı.İçtihadlarına göre hareket edilen sahâbiler vardı. Ayrıca mezhepler dört adetten ibaret değildir, yüzlerce mezhep sayılabilir. Meselâ Evzâiye diye bir mezhep vardır. Selahaddinn-i Eyyûbi dönemine kadar Suriye, Ürdün. Lübnan ve Batı Irak Müslümanları, türbesi Beyrut'ta olan imam Evzâf Hazretlerine tabi olmuştur. Bu mezhep ilk önce Şâfii, sonra Hanefiliğe intikal etmiştir. Bir mezhebe tâbi olmayı, Efendimizin “Ashabımdan her biri bir yıldız gibidir, hangisine uyarsanız doğru hedefe varırsınız.” mealindeki hadis-i şerif rühuyla açıklamak mümkündür. Mezhep imamıza tâbi olurken bir anlamda Sahabe Efendilerimize uyuyoruz. Biz İslam'a dâir her bir şeyi bilmeyebiliriz, bilenlere tabî olarak İslam üzere yaşamış oluyoruz.

..............

Bana Hz. Peygamber yeterli, mezhep imamlarına uymama gerek yok!” demek doğru olmadığı gibi mezhebi, dinin kendisi olarak görmek de doğru değildir. Ne yazık ki bu iki hatâya da düşülüyor. Bir tarafta kendisini allâme-i cihan görenler, diğer tarafta mezhep imamının içtihadını Allah’ın emri zannedenler oluyor. Bu ikisi de yanlıştır. Çünkü İmam Gazâli Hazretleri bir müçtehid iken İmam Şâfi Hazretlerine tâbi olmuştur.

Mesela Hz.Abdulkâdir-i Geylâni Hazretleri bütün ihvan ve dervişanıyla beraber “Şu mezhepteniz.” demiştir. Dolayısıyla mezhebi küçûmseyemeyiz, ancak onları din olarak da göremeyiz. Zirâ din değiştiremeyiz, ama mezhebi değiştirebiliriz. Mekân ve şartlannuz değişince bize daha uygun diğer bir mezhebe geçebiliriz. Bunu oyun hâline getirmemek ve nefsimizin kandırmasıyla tembelliğimize perde etmeye kalkmamak kaydıyla... Zâten fiilen de böyle olmakta. En belirgin örnek hac menâsıkindedir. Hac ibâdetinde Hanefiler bazı hususlarda Şâfiı mezhebinin içtihadlarına uymaktadırlar.

Ömer Tuğrul İnançer - Muhabbet Peygamberi Hz.Muhammed
Devamını Oku »

Hz Peygamberin Mucizelerini Aklileştirmek



Hz Peygamberin mucizelerini aklileştirmek gibi bir temayül var;kerametlerin akli verileri araştırılıyor.Doğrusu bu çabaların tümüne baştan olumsuz yaklaşmamalıyız. Elbette ki niyet önemli, ancak niyetten önce ehliyete bakmak gerekiyor. İyi niyet, hatâyı o ortadan kaldırmaz. Bu çalışmaları yapanlar gerçekten ehiller mi, buna bakmak lazım. Avcının yüzündeki sineği öldürmek için koca taşı kullanan ayı da iyi niyetlidir, zirâ maksadı dostunu sinekten kurtarmaktır. Ayı iyi niyetli, ama ehil değil!

Bu yüzden, Hz. Peygamber'in mûcizelerini anlama noktasında akit okumalar yapanlar hem iyi niyet taşımalı, hem de ehil olmalıdırlar. Akit okumaya tâbi tuttuğu mûcizevi hadiseden çıkardığı sonucu genelleştirmemeleri lâzımdır. Mûcizeden anladığını mutlak hakikat olarak öne sürmemelidirler. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'in mutlak hakikatini bilimsel sonuçların içine sığdıramayız. Mûcize haktır ve gerçektir. Ama aynı zamanda bir aşk hâlidir. Hz. Mevlânâ'nın buyurduktan gibi: “Aşk vadisinde akıl batağa düşmüş eşek gibidir. Çırpındıkça batar." Aklın ve dolayısıyla nefsin bataklığından kurtulmak ve yükselmek için aşktan kanat takmak lâzım.

Ömer Tuğrul İnançer - Muhabbet Peygamberi Hz.Muhammed
Devamını Oku »